27 Aralık 2009 Pazar

İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı...

Aralık ayı sonu itibariyle Kadıköy-Beşiktaş vapurunda en üst katta açık havada oturmanın keyfiyle kapattım ve dinledim bu şehri ben bugün... Kışa inat ılık ılık esen lodosu hissettim yüzümde... Derinlerden gelen Zülfü Livaneli'nin sesini ise sadece ben duyuyordum...

Seviyorum sanırım bu şehri...

24 Aralık 2009 Perşembe

Ve o an...

Telefon çalar, kargonuz gelmiştir denir veeee.... Evvet, bugün, içinde Almanya vizesiyle pasaportum geldiiiii :) Üzerine uçak biletimi de aldım hatta... Her ne kadar söylemesine çok alışamasam da halen, sanırım gidiyorum artık:) Garip geliyor bak hala söyleyince ne bileyim...

Oldukça keyifli başladı aslında bugün. Departmanca Fenerbahçe'de kahvaltıya gittik, okulu asan liseliler modunda... Aralık ayının 23'üne inat güzel bir hava vardı şansımıza. Bol muhabbet, bol yeme içme, sonrasında Fenerbahçe Parkı'nda keyifli bir yürüyüş ve bol bol da fotoğraf çekme... Işık çok güzeldi, herkesin keyfi yerindeydi, sağolsun Ömürden'in sayesinde makinemin özelliklerini keşfetmek için de ideal bi gün oldu... Bulutlu ama güneşin bir yerlerden sızdığı havanın etkisinden midir, topluca fotoğraf çekilmemizden midir bende bir duygusallık hakim oldu ve büyük kararı arkadaşlarımla paylaşmaya karar verdim. Aslında gideceğimi söylemenin bu kadar zor olacağını hem tahmin ediyordum hem de beklemiyordum ne bileyim, zor oldu. Garip çünkü, hem gidecek olmanın heyecanıyla sürekli birşey kıpırdıyor midemde, hem de şaka maka 3.5-4 senenin geçtiği yerden, insanlardan ayrılmanın verdiği burukluk kaplıyor bi anda. Karışık, karmakarışık...

Bundan 9-10 ay önce (vay be o kadar olmuş)yazdığım bir yazı vardı gitmeler üzerine... Yine duygu yoğunluğunun fazla olduğu bir günde yazmıştım, belki bir gün okuturum dediğim ama halen kimsenin okumadığı bir yazı... Gitme kararlarının verilmesi, gidişler, kalanlar, gitme diyememeler üzerine... Garip diyorum ya insan hayatı, bir dönem kalan tarafındayken bir anda, beklenmedik bir anda hem de giden sen oluyorsun, belki de arkanda bıraktıklarını farketmeyerek...

Neyse nasıl başladım neler yazdım, dolmuşum sanırım ben bugün. Zor, garip, karışık bi gündü yeterince onu biliyorum...

Yalnız şunu farkettim bi de, Jehan'ın gidersen bana da bir dengini yolla... dediğini duyulduğum herhangi bir an, illa ki ince bir sızı olacak derinlerde bir yerlerde...

22 Aralık 2009 Salı

Black Swan

Birşey var bu şarkıda beni alıp götüren hala bulamadığım... Müziği zaten sürüklüyor, bi de Thom Yorke'un sesi şarkının sözlerinde dolaşınca gitme isteği daha da tetikleniyor insanda:

Do yourself a favour and pack your bags
Buy a ticket and get on the train


Gözlerimi kapatayım, Black Swan playlistte sürekli dönüp dursun lütfen...

O değil de fucked up bu kadar mı güzel vurgulanır...

21 Aralık 2009 Pazartesi

Fingers Crossed

Takriben 2 ay önce başlayan Erasmus maceramın bugün en resmi adımı olan vize başvurusunu yapmış bulunmaktayım. Ama sanırım en zor, en geçmek bilmeyen süreç daha yeni başlıyor. Vizeyi pasaportun üstünde görme süreci… :)

İnsan hayatı ne çabuk değişiyor, bundan 3-5 ay önce birileri Almanya dese, anlamsızca bakardım sanırım. Dönüp bakınca zincirleme gelişti aslında her şey, her zaman aklımda olan yurtdışı düşüncesi durdu durdu depreşti işte yaş 25 iken… İnsanın içindeki hep var olan gitme dürtüsü var ya, bi açık buldu mu hemen pörtlicek yer arayan hani, al işte bu o.. İşti, okuldu, her gün aynı saatte kalk git, akşam o kafayla ders dinle, gecenin bi vakti eve gel, duş al yat, saat olmuş 12-1, sabah aynı döngüye tekrar başlamak… Sonra bir gün okulun Uluslararası Ofisinin web sayfasına girmek, Erasmus başvurularının son gününün 1 Kasım olduğunu görmek, tarihin o sırada 2 Kasımı göstermesi, al işte kaçırdın derken sayfada güncelleme yapılması, 1 Kasım pazara denk geldiği için başvuruların 3 Kasıma uzatılması… Ardından hemen okulla irtibata geçip bu dönem yüksek lisanstan başvuru alacaklarının teyit edilmesi (malum geçen dönem kontenjan kalmasına rağmen yüksek lisanstan kimse gönderilmemişti, bir heves-kursak durumu yaşanmıştı) ama bu sefer eşeğin sağlam kazığa bağlanması :) Hemen formun doldurulması, 3 Kasım akşamı kapanan Uluslararası Ofisin kapısının altından formun atılması… Sonrasında dil sınavıydı, okul eşleşmesiydi, belgelerdi, kabul mektubunun gelmesiydi, kalınacak yerin bile ayarlanmasıydı, “e işi bırakıcam bu durumda” kararıydı derken bugün oldu ve en resmi ve önemli işlem olan vize başvurusu aşamasına geldik…

Vize başvurusu süreci de az sancılı olmadı hani. Cuma günü randevu almak için aracı kurumu aradığımda bana Pazartesi sabah 8.30’a randevu verdi. Versin iyi hoş da istenen bi ton belge nasıl toparlanacak düşünen yok tabi. Neyse cuma öğleden sonra benim kendi belgelerim dışında anne-babamdan istenen belgeleri de bir hışımla toparladık. Tüm belgeler hazır pazartesi sabah 6.45’de düştüm yollara. Devlet dairelerinde, resmi işlemlerde çok afedersiniz köpek gibi davranılmasına alıştığımızdan (ve Almanlarla ilgili önyargının da etkisiyle) konsoloslukta oldukça katı ve zor bir süreç olacağına kendimi alıştırmıştım. Amma velâkin sandığımın aksine çok çok sıcak bir karşılama yaşadım daha kapıdan girerken. Güvenlik görevlisinin samimi günaydını, belgeleri kontrol ederken muhabbet etmesi, danışmadaki çat pat Türkçe konuşan Alman bayanın parfümümü beğendiğini söylemesinden tutun gişedeki mülakatı yapan görevli bayanın yardımcı, yol gösterici tavrı… Resmen şaşırdım, alışık değiliz biz bu kadar iyi davranılmasına:)

Bakalım, şu an için tam durum “fingers crossed”. Umarım bundan sonraki aşamalar da sorunsuz sıkıntısız geçer de şubat ayı sonu itibariyle başka memleketlerde başka hayatlar yaşamaya başlarız…

Neyse uzun sözün kısası, gün ola hayrola… Yeni gelişmelerle karşınızda olacağım… :)

Hoşgeldim

Sürekli ertelediğim şeyi bugün aniden yapmaya karar verdim ve sonunda kendime bir blog açtım. Cümlemize hayırlı uğurlu olsun:)

Öncelikle isim seçiminden başlayalım o zaman, "tykhe" de neyin nesi? Efendim kendisi Yunan mitolojisinde Şans/Tesadüf tanrıçası olarak geçmekte. Yok öyle tanrıça olmak gibi bir iddiam merak etmeyin:) Ama hayatımda-özellikle bir dönem- şaka gibi tesadüfler mevcut olunca bu takma adı seçmiştim başka kullanıcı hesaplarımda da. 35'de malum İzmir'imize bir gönderme... eee madem blog'um da var artık, burda da kullanmak farz oldu tykhe ve 35'i:)

Bakalım hayat daha ne tesadüfler getirecek karşımıza, zamanla göreceğiz...